EBÜ’L-MUÎN en-NESEFÎ’DE NÜBÜVVET VE İMAMET TASAVVURU
EBÜ’L-MUÎN en-NESEFÎ’DE NÜBÜVVET VE İMAMET TASAVVURU
Anahtar Kelimeler:
Nübüvvet, İmâmet, Nefesî, Ehl-i Sünnet, Şîa.Özet
Nübüvvet ve imâmet kavramları İslam dünyasında çok önemli bir konuma sahip kavramların başında gelmektedir. Bu önemine binaen her iki kavramın hem İslam Mezhepleri Tarihi hem kelam alimlerinin eserlerinde yer aldığı görülmektedir. Bu kavramlara eserlerinde yer veren alimlerden biri de Mâtürîdiyye mektebinin ikinci kurucusu kabul edilen Ebû’l-Muîn en-Nesefî (ö. 508/1115)’dir. İslam dünyasında nübüvvet ve imâmeti önemli kılan şey, elbette ki peygamberlik müessesinin, Hz. Allah’ın varlığından sonra ikinci derecede önem taşıyan bir konu olması; imamet makamının ise Hz. Peygamber sonrası İslam devletini idare edecek seçkin bir makam olmasıdır. Nitekim nübüvvet açısından bakıldığında bütün semâvî dinlerde Hz. Allah ile yaratılan varlıklar arasındaki bağ, nübüvvet vasıtasıyla kurulduğu bilinen bir gerçektir. Öyle ki, insanlar nübüvvet aracılığıyla din ile tanışmakta, dine muhatap olmakta ve ilahî emir ve yasaklar da bu müessese aracılığıyla insanlara tebliğ edilmektedir. Buna göre Hz. Allah ile insanlar -hatta cinler- arasında ilişkiyi düzenleyen ilahî tek müessese nübüvvet makamıdır. Çünkü Hz. Allah’ın beşeriyete gönderdiği ilahî dinlerin ilk tanıtıcıları bu nübüvvet makamının sahibi olan peygamberlerdir. Zaten hak dinlerin yegâne kaynağı da vahiy ve nübüvvettir. İslam devletinin idaresini üstlenecek olan imâmet makamının önemi ise bir taraftan Hz. Peygamber’in halifesi olması; diğer taraftan ise insanlar arasında dünyevi açıdan en üstün ve en büyük beşerî bir makam olmasından dolayıdır. Bu açıdan bakıldığında Hz. Peygamber’in vefat etmesiyle birlikte-Hz. Peygamber’in naaşı henüz defnedilmeden-Müslümanların hemen bir halife seçimine girişmeleri birden çok nedenlere dayanmakla beraber kuvvetle muhtemeldir ki bu makama birçok insanın talip olması düşüncesi yatmaktadır. Nitekim Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve Mugîre b. Şu’be es-Sekafî gibi sahabilerin önde gelen seçkin insanları bu durumu çok iyi okudukları için kargaşa meydan vermemek amacıyla aralarından birini, yani Hz. Ebû Bekir’i hemen halife seçmişlerdir. Çünkü Müslüman olsun olması bütün insanlar nazarında dünyevî makam ve rütbeler açısından devlet başkanlığı kadar çekici ve cazibeli başka bir makam yoktur. Daha sonraki yıllarda henüz sahabe nesli bitmeden Müslümanlar arasında imamet konusunda çıkan ihtilafların asıl özünde de bu düşüncenin yattığını söylemek yanlış olmayacaktır. Hatta Müslümanlar arasında imamet tartışmaları o denli hararetlenmiş ki, ümmet arasında çıkan diğer tartışmalar gölgede kalmıştır. Bu araştırmada yöntem olarak Nesefî’nin elimizde mevcut Tebsıratü’l-edille, Bahru’l-kelâm ve et-Temhid fî usûli’d-dîn isimli eserleri esas alınmakla beraber konu ile ilgili diğer literatür taraması yapılarak özellikle de son dönemde nübüvvet ve imametle ilgili kaleme alınan çağdaş eserlerden de yararlanılmıştır. Bu makalemiz bir giriş ve iki bölüm ve bir sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde nübüvvet ve imametin İslâm inanç sistemindeki yeri başlığı altında nübüvvet ve imamet kavramları ve genel olarak bu kavramların İslâm inancındaki yeri incelenmesi yer almaktadır. Birinci bölümde Nesefî’nin nübüvvet tasavvuru, nübüvvetin gerekliliği ve peygamberlerin görevleri yer almaktadır. İkinci bölümde de Nesefî’nin imâmet tasavvuru, imametin/devlet başkanlığının gerekliliği ve imamın/devlet başkanının görevleri yer almaktadır. Sonuç kısmında ise Nesefî’nin nübüvvet ve imamet anlayışlarının bir karşılaştırılması yapılmaktadır.
